www.amazontiyatrosu.com
1. ÖNSÖZ
Yıllardır konuşulan Çernobil hadisesinin,
tatmin edici ve tarafsız bilimsel çalışmalar yapılmadığı için, insanlarda
psikolojik hasarlar ve yoğun bir stres yarattığını gözlemlemiş bulunmaktayım.
Ayrıca, bir çok yakınını kanserden dolayı kaybetmiş bir müzik adamı ve halk
bilimcisi olarak, bu çalışma ile, bizlere inanan insanlara ve tarihe karşı
sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışmaktayım. Ayrıca yine bu çalışma ile,
özellikle Karadeniz halkını depresyondan çıkarmaya ve en önemlisi yeniden
“bilime, bilim adamına, devlete, devlet adamına, doktorlarımıza inanmaya ve
güvenmeye devam etmeliyiz”, düşüncesine katkıda bulunacağımı umut ediyorum.
Zira, bilim ve sanat toplumun kanatlarıdır. Biz bu kanatlarımızı kullanmalıyız
ve yükseklere çıkıp rüzgar gibi hür bir ülke olmalıyız.
Dolayısıyla bilim, insanlık için
vazgeçilmez bir alandır. Fakat bilim adamlığı ve devlet adamlığı ise, en az
bilim kadar önemlidir.
Sevgilerimle,
Volkan KONAK
2. NÜKLEER REAKTÖR
Yaklaşık yüz yıl önce 1896’ da Fransız
bilimci Becguerel’ in radyoaktiviteyi keşfi, insanlık tarihinde yeni bir çağ
açmıştır. İki yıl sonra, 1898’ de, yine Fransız Bilimciler Bayan ve Bay Curie,
radyoaktif element, radyumu yalıtmayı başarmıştır. 20. yüzyıla girdiğimizde,
1911’ de atomun ilk tasarımını Danimarka’ lı bilimci Rutherford yaptı. 1938’ de
Alman bilimciler, Hanh ve Strassmann, nükleer fizyonu keşfetti. 1942’ de ise
İtalyan asıllı Enrico Fermi ve arkadaşları, ABD’ de Chicago üniversitesinde ilk
nükleer reaktörü çalışır hale getirdi.
3. RADYOAKTİF
MADDELER VE DOĞADA KALMA SÜRELERİ
3.1-
İyot 131, Sezyum 137, Sezyum 134, Rutenyum 103, Rutenyum 106, Lantan 140, Baryum
140, Tellur 132, Seryum 141, Seryum 144
3.2- İyot 131 ömrü
8 gün (I 131)
Sezyum 134 ömrü
2 yıl (Cs 134)
Sezyum 137 ömrü
30 yıl (Cs 137)
4. RADYOAKTİF ÖLÇÜM BİRİMLERİ
4.1- Radyoaktif Ölçüm Birimleri
Rem
0,5 rem = 500 milirem
Milirem (mrem)
Bekerel
1 msv = 100 milirem
Erg
1 sv = 100 rem
Milisievert
(msv) 1 rem = 10
-2 sv
Microröntgen
Örnek: 59,4 mrem = 0,594 msv
4.2- Radyasyon ile ilgili çalışan
kişiler için maximum müsaade edilen doz
Tüm vücut limit 5 rem
Deri 15 rem
Eller 75 rem
Diğer organlar 15 rem
Doğurgan
kadın 0,5 rem
NOT: Bir
akciğer filmi çekildiğinde yaklaşık 0,12 msu’ lik radyasyon alınıyor.
Normal
popülasyon için maximum müsaade edilen doz
Yıllık
limit 0.5 rem
Öğrenciler 0,1 rem
5.
RADYOAKTİF MADDELER HANGİ YOLLARLA ULAŞIR?
- Radyoaktif buluttan (havadan) ışınlanma,
- Buluttaki radyoaktif maddelerin solunum yoluyla vücuda girmesi sonucu
meydana gelen iç ışınlanma,
- Toprak üzerinde toplanan radyoaktif maddelerden dış
ışınlanma, (Sebze, meyve, içme suyu, süt, çay, fındık, et,
balık, su ürünleri, ekmek ve unlu gıdalar, bakliyat v.s.) Radyoaktif maddelerle
kontamine besin maddelerinin sindirim sistemi yoluyla vücuda girmesi sonucu
meydana gelen iç ışınlama,
- Havadan cilde bulaşan radyoaktif doz.
6. RADYOAKTİF MADDELERİN İNSANLARA VERDİĞİ ZARARLAR
Radyasyon,
hücre yapı taşı olan proteinler ve DNA gibi canlılar için önemli moleküllerle
etkileşir. Bu etkileşim biyolojik moleküllere zarar verir. DNA’ larda oluşan
hasar, gen kırılmaları, kopma ve çaprazlaşmalar tarzında mutasyonlara, bu da
hastalıklara neden olmaktadır.
Radyasyonun
sağlığa etkisi, alınan dozun büyüklüğüne ve ışınlanma süresine bağlı olarak
değişmektedir. Erken etkileri; ölüm ve ciddi sağlık sorunları, gecikmiş
etkileri; Her türlü kanser, katarakt, kısırlık, sakat doğumlardır.
7. RADYOAKTİF MADDELERDEN KORUNMA TEDBİRLERİ
İnsanların,
hemen etkilenen bölge dışına tahliyesi yapılmalı ve bütün ürünler bol suyla
yıkanıp tüketilmelidir.
1986 ÇERNOBİL
KAZASI RAPORU
1- 26 Nisan 1986’ daki Çernobil’ deki patlamada açığa çıkan
radyasyon miktarı Hiroşima ve Nagazaki’ ye atılan atom bombasının, kimilerine
göre 200 katı, kimilerine göre ise 1000 katı büyüklüğündedir.
27 – 30 Nisan
günleri İskandinavya, Finlandiya, Belçika, 28 Nisan – 2 Mayıs tarihleri arası
Doğu ve Orta Avrupa, Güney Almanya, İtalya, Yugoslavya, Ukrayna ve Doğu Bloku, 1
– 4 Mayıs tarihleri arası ise Balkanlar, Romanya, Bulgaristan, Türkiye (Kapıkule
– Edirne),
7 - 9 Mayıs’
da ise, Doğu Karadeniz, çok yağış aldığı için Türkiye’ de en çok etkilenen bölge
oldu. (Bu etkilenme tamamen gözden kaçırılmıştır.)
2- 29 Mayıs 1986 günü “Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi”
kuruldu. Kurulan komitede, Genelkurmay Başkanlığı’ nın uyarısıyla
Doğu Karadeniz fark edildi. Yani, 7 – 9 Mayıs’ da yağan yağmurlar ve radyasyon
fark edilmiyor yada atlanıyor. Zira TAEK başkanı Prof. ÖZEMRE 4 Mayıs 1986
tarihinde Türkiye’ nin kuzeyinin radyasyon bulutu etkisine girdiğini kamuya
duyurmuştur. Ve hatta Edirne bölgesinde çeşitli tedbirler alınmıştı. 6 Mayıs’ ta
ise Edirne’ den Sinop’ a, havada radyasyon kalmadığını, 8 Mayıs 1986’ da ise
radyasyon önlemlerinin kaldırıldığını ve tehlike kalmadığını meclis araştırma
raporlarında okuyoruz. (Edirne bölgesi ve Batı Karadeniz’ in dışında diğer
bölgelerin adı hiçbir yerde geçmiyor.)
C. ARAL
meclis komisyonuna yaptığı yazılı beyanda, fındık radyasyon ölçümlerinin
sonuçlarını 15 Eylül 1986 tarihinde, çay ürününde ise, yüksek radyasyon
seviyesini Eylül ayı sonunda Prof. ÖZEMRE tarafından, gece evinden telefonla
aranması üzerine öğrendiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, 4 Eylül Avrupa’ nın
fındık alımını durdurması ve 29 Kasım Hollanda Sağlık Bakanı’ nın çayda 35.000
bekerel/kg radyasyon olduğu uyarısından sonra, çayla ilgili harmanlama ve
depolama şeklinde tedbirler alınmıştır. Yani yöre insanı 4 ay kaderi ile başbaşa
bırakılmıştır.
Ayrıca
28.08.86 yazısıyla radyasyon güvenliği komitesi, üniversitelere YÖK aracılığı
ile hiçbir çalışma ve araştırma yapmaması, yapmış ise yayınlanmaması ile ilgili
yasaklama getirmiştir.
8 Ocak 1993’
de ise bilimsel kurul ilk toplantısını yapıyor.
Bilimsel
Kurul’ un sonuç bildirgesinde kanser ve doğumsal anormallikler ile radyasyon
ilişkisini ortaya koyabilmek mümkün olmamıştır. Daha önce olmayan, sağlıklı
çalışan bir kanser kayıt sisteminin oluşturulmasının gerektiği ortaya çıkmıştır.
( Bilimsel
Kurul Bakanı, müsteşar ve yardımcıları, TAEK Başkanı, Tübitak, 9 üniversite ve
çeşitli hastahanelerin temsilcilerinden oluşmaktadır.) Fakat bu kurul üyesi olan
Prof. Dr. İnci GÖKMEN, 1994 çalışmalarında resmi kurumların tam aksi tezlerle
kamuoyuna çalışmalarını ve tezlerini sunduğunu belirtmiştir..
2.2- TAEK RAPORU
Türkiye
genelinde değerlendirme yapılırsa radyoaktif bulutun geçişi sırasında yoğun
yağış olması nedeniyle Trakya’ da, Edirne’ de eski kadın, İsmailce, Kapıkule,
Büyükdoğanca bölgeleri ile Doğu Karadeniz’ de Hopa - Pazar arasında kıyı
bölgeleri en fazla etkilenen yerler olmuştur. Kişisel etki doz değerleri, Doğu
Karadeniz bölgesinde Fındıklı, Hopa, Arhavi, Pazar, Rize ve Of civarında diğer
bölgelere göre daha yüksektir. Edirne bölgesinde, kazayı takiben alınan önlemler
ile bölge halkının aldığı dozun, Türkiye’ nin diğer bölgelerinin aldığı doz
düzeyine düşürülmesi sağlanmıştır.
Fakat, TAEK
raporunda Doğu Karadeniz ile ilgili alınan hiçbir önlem yoktur. Çünkü, Doğu
Karadeniz’ deki etkilenme daha önce belirttiğimiz gibi Mayıs ayı sonunda fark
edildi. Bunu, buradan da anlayabiliyoruz.
Çernobil
nükleer santral kazası tarihin en büyük nükleer kazasıdır. Kazadan, başta eski
Sovyetler birliği ülkesi olmak üzere, hemen hemen tüm kuzey yarımküre
etkilenmiştir. Türkiye’ de, kazadan etkilenen diğer bazı Avrupa ülkeleri gibi
ülkeler arasındadır.
Doğu
Karadeniz’ deki kırsal bölgelerde yaşayan yetişkinlerin yaşam boyu alacakları
etkin doz değerinin ortalaması 4.49 MSV olarak hesaplanmıştır. Bu da akciğer
tomografisinden alınan dozun yarısı civarındadır.
Radyasyon ve
radyoaktif 100.000 kişilik kritik grup olarak alındığında ise 0 – 1 yaş arası
0.35 MSV, yetişkinler için, 0.594 MSV etkin eşdeğer doza maruz kaldıkları
bulunmuştur. Yani bu da 59.4 mrem e eşittir.
TAEK
tarafından bütün üniversitelerden bu rakam üzerinden (59.4 mrem) görüş istendi.
Bazı üniversitelerde bu rakamın etkisi ne olur anlamında görüş bildirdiler.
(bilirkişi anlamında) Bazıları ise, bizim, bu konuda araştırmamız mevcut
değildir yazısı gönderdi.
3- BAĞIMSIZ KİŞİ VE KURUMLARIN ÇALIŞMALARI
ODTÜ Kimya ve
Biyoloji bölümünün, bakan Cahit ARAL’ a sunduğu rapor:
TAEK
yetkilileri, kuru çaydaki aktivitamin deme geçme yüzdenin daha önceki iddiaların
aksine %2 – 3, değil raporumuzda belirttiğimiz gibi %65 – 68 olduğunu kabul
etmişlerdir. Dolayısıyla radyoaktivitenin “deme” geçme oranı % 60 kabul
edilerek, çaydan alınan radyasyon 30 kat daha az gösterilmiştir. Bugün ABD’ de,
yılda 25 milirem, Almanya’ da 30 milirem olan en yüksek toplum dozuna izin
verilmektedir. TAEK’ in hesaplarının doğru olduğu kabul edilse bile, 10.000
bekerel/kg kuru çaydan (%2 – 3) günde 5 bardak çay içilirse 34 milirem, 10
bardak için 65 milirem, 20 bardak için ise yılda 132 milirem radyasyon
alınmaktadır. Bu bile dünyaki, doz limitlerinin üstündedir. Bunun 30 kat daha az
gösterildiğini düşünürsek olayın büyüklüğünü anlayabiliriz. Yani 10.000 bekerel
olan çaydan; 20 bardak içen 900 mrem, 30.000 bekerel olan çaydan içen ise 600
mrem radyoaktif alacak demektir. (TAEK % 1.66 ile %3) iddia ediyor.
İkinci
çalışmaları ise çaydaki radyasyon miktarları üzerinedir. 1986’ da 0 ile 89.000
bekerel/kg arası değişen ve ağırlıklı ortalaması 30.000 bekerel/kg, yaklaşık
145.000 ton siyah çay üretilmiştir. 1985’ den kalan 55 ton çay ile ortalama
30.000 bekerel/kg olan 87.000 ton kirli çay harmanlandı. Ve yaklaşık 142.000 ton
çay halkımız tarafından tüketildi. 58.078 ton ortalama aktivitesi 25.000 bekerel
üzerinde olan kirlenen çay ortadan kalkmıştı.
Yine dönemin
Cumhurbaşkanı’ nın gönderdiği çay numunesinde bir bardak çayda 5 bekerel/kg
aktivite alındığı Cumhurbaşkanına rapor edilmiştir. Yani günde on bardak çay
içen 50 bekerel/kg, yılda 18.250 bekerel/kg radyasyon alıyor demektir.
Meclis
araştırma komisyonunda, Ağustos 1986 sonunda Almanya’ ya gönderilen fındıktan
1970 bekerel/kg radyasyon çıktığını, Sanayi Bakanının ifadelerinden öğreniliyor.
Keza, Hollanda, çayda 35.000 bekerel/kg olduğunu 29 Kasım’ da açıklıyor ve
önlemler alınıyor.
Toprak ölçümü
ise; Tekirdağ’ da (1986) 39 bekerel/kg Sürmene’ de 40 bekerel/kg, Pazar’ da
4.300 bekerel/kg 01.09.1990 tarihinde ise Fındıklı’ da 2.536 bekerel/kg, Arhavi’
de 1.472 bekerel/kg, Pazar’ da ise 704 bekerel/kg tesbit edildi.
30 Aralık
1986’ da TAEK tarafından 58.000 ton radyoaktif (12.500-89.000bekerel/kg) çayın
gömülerek yok edilmesine karar verildi. Bu karar ancak 20 ay sonra 19 Ocak 1988
tarihli resmi gazetede yayınlanmasıyla yürürlüğe girecekti. Fakat çayın miktarı
44.773 tondu, Ağustos’ ta yeni bir karar da 58.000 tondan söz ediliyordu. Yıllar
boyunca o kadar çay depolardan çalındı ki yetkililer çayı boyamak zorunda
kaldılar ve radyasyonla kirlenmiş çayların bir bölümü ancak yedi yıl sonra
gömülebildi.
Yine 5 Ocak
1987’ de ARAL’ ın Çaykur Rize genel müdürlüğüne yolladığı kişiye özel – gizli
damgalı mektupta (004) TAEK’ in şart koştuğu ölçümler istenmektedir.
40
mikroröntgen / saat radyasyon içeren çaylar paketlenecek 40 – 80 mikroröntgen
çaylar depoda saklanıp temiz çaylarla harmanlanacak. 80 mikroröntgen / saat’ den
fazla radyasyonlu çaylar ise bir depoda kilitli tutulacaktır.
1994 yılında
ODTÜ öğretim görevlisi Prof. Dr. İnci GÖKMEN’ in yaptığı toprak ölçümlerinde ise
sezyum aktivitenin %85 oranında, toprağın 12 cm’ lik katmana indiği, yani
radyoaktif kirliliğin toprağın ortalama 10 cm’ sine inmiş olduğu belirlenmişti.
Prof. Nesrin
ALGAN ve öğrencilerinin çalışmaları ise Çernobil kazasından sonra çalışmalara
katılan gönüllüleri temsil eden Çernobil Sendikası, kaza nedeniyle ölen insan
sayısını 15.000, sakat insan sayısını 50.000 olarak açıklamaktadır. Resmi Sovyet
açıklamalarına göre bu rakam 31 görevli kişiyle sınırlı. Ayrıca, Dünya Sağlık
örgütünün önderliğinde yapılan bir çalışmaya göre kaza günü 4 yaşın altında olan
çocukların %36’ sında tiroit kanseri saptanmıştır. Beyaz Rusya’ da yaşayan
kadınların yaşam süresi ortalama 74 iken, 58’ e inmiş, sakat doğum oranında ise
%20 artış kaydedilmiştir. 2000 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
ANNAN’ nın açıklamasına göre kazanın etkileri ancak 2016 yılında
anlaşılabilecektir.
Çocuklarda
tiroit kanseri 1991’ de Beyaz Rusya’ da 60 kat, Ukrayna’ da ise 30 katlık keskin
bir artış göstermiştir.
Kasım 1995’
de Cenevre’ de bir WHO konferansında ilk kez, tiroit kanseri uzmanları, bir çok
vakadan Çernobil radyasyonunun sorumlu olduğunda görüş birliğine varmışlardır.
WHO’ da
görevli bir radyasyon bilimci Keith Baverstock’ a göre uzun vadede cilt, meme,
akciğer kanserinde artış olacaktır. Meme ve akciğer kanserindeki artış atom
bombası patlamasından 20 yıl sonra ortaya çıkmıştı. Mide, bağırsak
kanserlerindeki artış ise 30 yıl aldı.
9 Nisan 1986’
da Türkiye kanserle savaş vakfında görevli kemoterapist Dr.
Mehmet ARAN, Türkiye’ de güvenilir kanser istatistikleri olmadığını
belirtmiştir. Kanser, resmen bildirilmesi zorunlu hastalıklar kategorisine ancak
1985’ de alındı. 1985 öncesi dönemine ait kullanabileceğiniz rakam yoktur.
İstatistikler söz konusu olduğunda ciddi araştırma yürütebilecek ne maddi
kaynak, ne de uzmanlık vardır. Bilgisayar kullanımına 1993’ de geçildi. 1992
verileri ilk olarak bilgisayarda değerlendirilmiştir. Daha önceki çeteleme
yöntemi terk edildi.
Dr. ARAN,
Çernobil kazasından sonra “Türkiye’ de kanser hastalıklarında hiç artış
olmadığını söyleyenlere inanamazsınız. Artış olduğunu söyleyenlere de.” diyerek
görüş belirtmiştir.
13 – 22
Haziran 1986 tarihinde Hamburg üniversitesinden ve ABD’ deki Woodshole
Oceanograpy Enstitüsü’ nden iki bilim insanı, Sinop kenti yakınlarında
Karadeniz’ de araştırma yapmak üzere Dokuz Eylül üniversitesi Deniz Bilimleri ve
Teknolojisi
Enstitüsü araştırma ekibine katıldı. 23 – 28 Haziran 1986 tarihinde ise bu
araştırmayı yapan bilim insanları İzmir’ de bir atölye çalışmasına katıldı. 24
Haziran 1986’ da sonuçlar şöyle açıklanmıştır; Karadeniz’ deki yeni Sediman
kapanının atıldığı alanda, sudaki Çernobil sezyum izotop düzeyleri bomba
döküntüsü düzeyinden yaklaşık iki kat yüksektir.
(Yazan Ken O.
Busseler)
Karadeniz’ de
çalışma yapan Woods Hole Oceanopraphic’ den Batı Alman ve Türk Bilim adamları
yaptıkları çalışmada ise (cilt 30. sayı 3 Sonbahar 1987 tarihli OCEANUS dergisi
S. 23 – 28) Tuna ve Dinyeper nehirleri tarafından Karadeniz’ e Çernobil’ in
radyonüklitlerin taşındığı belirtilmiştir. Bu nehirlerin su havzaları, Doğu
Avrupa ve kaza alanındaki yüksek serpinti bölgelerinin çoğunu içermektedir.
Karadeniz’ de boğazın ağzına yakın yüzeysulardaki sezyum 137’ nin metreküp
başına 15’ ten 340 bekerel’ e yükseldiğini bulduk.
Ayrıca NS3
kaplarında ölçülen toplam spesifik aktivite, 1 kg partikül madde başına 670.000
bekerel/kg’ dır. Yani normalde deniz suyundan 1.000.000 kat daha yüksek ve insan
besinleri için 600 bekerel/kg’ dan da 1.000 kat yüksektir. Mayıs ve Haziran
1986’ daki hızlı plankton artışı sırasında olağanüstü yüksek aktivitelere maruz
kalmıştır.
Almanya’ daki
Türk bilim insanı Dr. Yüksel ATAKAN (Fizik Mühendisi) 1990 yılında bir çalışma
yayınladı.
17 Aralık
1986 Çay çiçeği 29.530 bekerel/kg
Altınbaş 10.500 bekerel/kg
Rize çayı 8.350 bekerel/kg
Çay çiçeği 28.970 bekerel/kg
Türkiye’ de
satın alınmış çaylardı. Haziran 1987’ de yapılan ölçümler 6.000 – 30.000 bekerel/kg
kadar sezyum tesbiti var.
ODTÜ’ nün
ölçümleri Çay çiçeği 9.600 - 36.800 bekerel/kg
Rize (yeşil paket) 18.000 - 33.400
bekerel/kg
Lipton 14.700 -
28.800 bekerel/kg
Diğerleri 11.800 -
38.700 bekerel/kg
4- TAEK TARAFINDAN KAZA SONRASI EKSİK GÖRÜLÜP ALINAN TEDBİRLER.
4.1- Radyasyon erken uyarı sistemi kurulması kararlaştırıldı. Daha önce
hiç olmayan bu sistemin, Edirne, Ankara, İstanbul, Zonguldak, İnebolu, Rize,
Giresun, Antalya, Hopa’ ya kurulmasına karar verilip gerekli cihazlar satın
alınmıştır.
4.2- TAEK’ in bünyesindeki cihazlar, gerek sayısal, gerekse kalite
bakımından artırılmıştır. Ankara ve İstanbul’ da birer adet sabit, taşıyıcı
treyler içinde 2 adet gezici olmak üzere toplam 4 adet vücut yükü sayım sistemi
satın alındı.
4.3- 1986 Kasım ayında yetişmiş eleman sayısına, yöredeki eksiklikler
nedeniyle takviyeler yapılmıştır.
4.4- Çekmece Nükleer araştırma ve eğitim merkezi, modern cihazlarla
takviye edilerek analiz kapasitesi arttırıldı.
4.5- Fiskobirlik genel müdürlüğüne 1 adet, Karadeniz fındık mamülleri
ihracatçı birliklerine 1 adet, İzmir ihracatçı birliklerine 1 adet olmak üzere
toplam 3 adet spektrometrik analiz laboratuarı kurulmuştur.
SONUÇ
1- Beyaz Rusya’ da ve Ukrayna’ da kanser patlaması yaşanırken
özellikle çocuklarda tiroit kanseri, 1991’ de Beyaz Rusya’ da 60 kat, Ukrayna’
da ise 30 kat artmışken. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü, cilt, meme gibi kanserlerin
20 yıl içinde, mide, bağırsak gibi kanserlerin 30 yıl içinde çıkacağını
belirttiği bu olayda. Hiçbir sağlık arşivlemesi olmayan sağlık bakanlığı kanser
savaş devresi 1993’ de bilgisayar kullanmaya geçmiş ve 1992’ de veriler ilk
olarak bilgisayarda değerlendirilmiştir. Daha önceki döneme ait
kullanabileceğimiz sağlıklı istatistik bilgileri ve 1985 öncesi döneme ait
hiçbir rakam yok iken, hangi istatistiklerden, arşivden ve çalışmadan
bahsedebilir.
2- TAEK’ in ölçüm raporları, Doğu Karadeniz’ in etkilendiğinden
haberlerinin olmadığının göstergesidir. Zira, bilgiler Doğu Karadeniz’ deki
ölçümlere 13 Mayıs’ ta başlanıldığını gösteriyor. (Bu ölçümlerin olduğu da
şüphelidir.)
3- Personel eksiği olduğunu kabul eden, bölge de erken uyarı
sistemi bulunmayan ve laboratuarları eksik ve seyyar ölçüm araçları ve
dedektörleri olmayan, TAEK neyin ölçümünü ve nasıl yapmıştır.
4- TAEK’ in hiçbir raporunda Tuna nehri ve Dinyeper nehrinin
taşıdığı radyoaktiviteden bahsedilmemektedir. Oysa, o nehirler radyasyona en çok
maruz kalan bölgelerden Karadeniz’ e gelmekte idi.
5- 28.08.1986 tarihli olarak üniversitelere araştırma yasağı
neden konulmuştur.
6- Meclis araştırma komisyonunun raporuna göre 29 Mayıs 1986’ da
TAEK Karadeniz’ deki radyasyon yüksek değerlerini Genel Kurmay’ dan öğrenmiş
bulunmaktadır. Bu kadar geç kalmış bir kurum iyot 131’ in ölçümünü nasıl
yapmıştır ?
7- TAEK’ e göre radyasyona maruz kalan ülkeler içinde Türkiye’
nin 15. sırada olduğu bildiriliyor. Peki, etkilenen ülkelerde nüfus yoğunluğuna
göre kişi başına alınan doz miktarı ile, dolayısıyla, Türkiye’nin ilk sıralarda
olmasına nasıl bir cevap verecekler.
8- Madem çaydaki radyasyon zararsızdı, neden harmanlandı ve geri
kalanı depolandı. Yakılmasına bile izin verilmedi.
9- Araştırma yaptırılmayan üniversitelere, sanki kendi bulguları
gibi 59.4 miliremlik kişi başına doz alınmıştır, yazısı yazılarak cevap
istenmiştir. Üniversitelerde, bu yazı doğrultusunda 59.4 miliremlik kişi başına
doz olmanın ne ifade ettiği doğrultusunda cevap yazdı. Ve bu, sanki
üniversitelerin yaptığı ve onların bulduğu bir sonuçmuş gibi TAEK raporuna
konuldu.
10- Avrupa ülkesinin ticari bir oyunu diye adlandırılan radyasyon
rakamları eğer yanlışsa neden çaylar depolandı? Batılı ülkeler sadece o yıl alım
yapmadı. Böyle bir düşünce olsaydı daha sonraki yıllarda alım yapmazlardı. Ve
meclis araştırmasındaki bakan itirafları o zaman doğru değil miydi ?
11- Ağustos 2006’ da sağlık bakanlığının açıkladığı Çernobil ile
ilgili tarama raporunda radyasyonun neden olduğu, kısırlıklara, kadınlarımızın
yaptığı düşüklere, sakat doğumlara ve 20 yıldır sessiz bir çığlık gibi
mezarlarda yatanlara hangi metodla ve nasıl tarama yapmışlar ?
Sonuç olarak
12 Eylül darbesinden çıkalı 3 yıl olmuş hala daha toplumsal kırıklığın ve
travmaların yaşandığı basının olmadığı sadece tek bir siyah beyaz televizyon
kanalının olduğu dönemde sivil kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin
olmadığı, teknik ve teknolojik imkansızlıkların olduğu bir dönemde dünyanın ve
insanlık tarihinin en büyük faciası tesbit edilemedi ve gerekli önlemler
alınamadı. En büyük talihsizlik yetkili ve sorumlu kişilerin halkıyla alay
edercesine bu olayı örtbas etme uğraşlarıdır. Teknik olarak hiçbir modern cihaza
sahip olmayan, lokal ölçüm aletleri hiç olmayan böyle bir faciaya, dünya bile
hazırlıksız yakalanmışken, TAEK kurumu hala başarıdan ve ölçümlerden ve de
inandırıcılıktan bahsetmektedir. Bakan ve bu düzeydeki yetkililer ise biraz
radyasyon iyidir, radyasyon cinselliğe iyi gelir gibi söylemlerle insanlarla
alay etmekte idiler.
Elde kalan
radyasyonlu ürünleri aganigi reklamlarıyla halka satma peşindelerdi. Ayrıca geri
kalanını ise askerlere ve okullara ücretsiz dağıtarak çözüm üretme
peşindelerdi.
Dolayısıyla o
dönemin şartları gereği özellikle Doğu Karadeniz’ deki radyasyon ve buna bağlı
etkileşimler tamamen bir muamma şeklindedir. Etkilenme olmuştur. Ama neye ve ne
kadara sebep olmuştur ? sorusunu sormak imkansız gibi bir şeydir. Bu zamandan
sonra bölgede tarama ve erken tanı ve tedavi merkezleri hatta hastaneleri kurup
iyi gözlemler ve arşiv çalışmalarıyla bundan sonrası için bir veri
oluşturabilinir. Önceki yıllar içinse hiçbir tez çalışmasına dayanmayan uydurma
ve dikte ettirilmiş raporlarla daha fazla insanlarla alay edilmemelidir. Bölgede
kanser artışı vardır. Bunun nedenleri için çok kapsamlı ve bilimsel verilere
dayanan tezler geliştirilmeli ve biraz daha özür niyetine insanların tıbben
yaraları sarılmalıdır. Aksi takdirde daha önceki sorumluların tarih önündeki
yüzlerinin kızarıklığı, şu anki yetkili ve sorumlu olanlarınkini de kızartacak,
tarih ve büyük insanlık yüzlerine bakmayıp, sırtını dönecektir. Dolayısıyla
tarihin çektiği fotoğrafta sorumlu insanların gözleri kapalı çıkacaktır.
NOT:
· Bu araştırma ne popülizm ne de siyasi bir içerikli bir
çalışma değildir.
· Bilim adamları arasında koordinasyon yok. Fizikçiler,
Radyasyon uzmanlarıyla, Kimyacıların, Atom enerjisi kurumu ile diyalogları yok
veya kavgalı. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor.
· 5.000 sayfalık bir çalışma yapıldı ve bilgi edinildi.
İnsanlar çernobili bahane ederek iyice kaderci olmuşlardır. Çernobille hiç
ilgisi olmayan erken teşhisle kurtulacak hastalık vakaları bu yüzden gözden
kaçırılıyor. Çernobilin etkisi varsa da; daha çok tıbba, bilime, bilim ve tıp
insanlarına inanıp önceden tedbirini almayız.
Bu çalışmada
daha önce hiçbir çalışmada olmayan fizik, radyasyon, kimya ve biyoloji alanında
çalışmalar yapılarak bulguların ne anlama geldiği ve kıyaslama yapma imkanları
sağlandı. Ve çeşitli bilim dallarında bilgi koordinasyonu sağlandı.
KAYNAKLAR
TAEK, TBMM
Araştırma komisyonu raporu, ODTÜ Kimya ve biyoloji Bölümü çalışmaları, Türk
Tabipler Birliği, Hamburg Üniversitesi, ABD Woods Hole Oceenegraphy Enstitüsü,
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri, İstanbul Üniversitesi, Nükleer Tıp
Anabilim Dalı, Siyasal Bilgiler Öğrenci Komitesi, Türkiye Kanserle Savaş
Dairesi, Ayrıca TAEK’ ten Prof. Sayhan TOPÇUOĞLU, ODTÜ Prof. İnci GÖKMEN,
Siyasal Bilgiler Fakültesinden Prof. Nesrin ALGAN, Maçka Belediye Başkanı
Ertuğrul GENÇ.
NOT:
Ankara -
İstanbul çalışmalarının koordinasyonunu sağlayan
Gizem TOPRAK
Yurtdışında
yayınlanan çalışmaları Türkçe’ ye çeviren
Kadir KARA’
ya ve yukarıda yazılan tüm kurum ve değerli bilim adamlarına,
Teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım,
Volkan KONAK
|